Actions

Work Header

King's Maker

Chapter Text

Bugün normalden daha fazla muhafız var, misafir mi gelecek?" diye sordu hizmetçilerden biri. “Duymadın mı?” Arkadaşı şaşkın bir şekilde ona dönmüş ve sorusunu cevaplamıştı. “Dördüncü prens evine dönüyor.” Biraz sonra kapıdan içeri giren at arabasına baktı ve mırıldandı, “Kraliyet ailesinden gelen biri için sefil bir konvoy değil mi?”

Arkadaşı at arabasına baktıktan sonra cevapladı: “Ben sefil değil korkutucu derdim. Muhafızlar çok gergin görünüyor.” diye başladı söze. Ardından da devam etti, "Sanki vahşi bir hayvan getiriyorlarmış gibi.”

 


 

“Ekselansları, dördüncü prens!” diye bağırdı prensin bakımından sorumlu olan hizmetlilerden biri. “Eğer bu kıyafetleri giymemekte bir kez daha diretirseniz kellemi alacaklar!” diye de devam etti. Bu sırada prens ahırın tepesinde oturmuş bıçağıyla tahta parçasını kazık haline getirmek için uğraşıyordu. Hizmetçi bir kez daha bağırdı, “Efendim lütfen! İstediğinizi yiyebilirsiniz ama lütfen kıyafetlerinizi değiştirin. Efen ‒ ” hizmetçinin cümlesi kalın ve kızgın bir sesle kesilmişti.

“Çık dışarı!” Prens sinirle bağırdı ve kazığı hizmetçiye doğru savurdu. “Hemen ayrılmazsan bir sonrakinde ıskalamayacağım.” diye tehdit etti. Hizmetçi korkudan ne yapacağını bilemez halde orada öylece dururken başka biri daha söze daldı. “Ne oluyor burada?” Hizmetçi prense bakmayı sürdürürken cevapladı, “Şey, dördüncü prens‒” hizmetçi, kolu ile arkadaşını dürtmüş ve arkasına dönmesini sağlamıştı. Konuşanın kral olduğunu fark eden hizmetçi hemen eğildi ve selam verdi.

Kral; altın sarısı uzun saçları, her bir parçası özenle işlenmiş ipek kıyafeti, safir yüzükleriyle tüm ihtişamını öne sermiş ve çatık kaşlarıyla kraliyet ahırının önünde duruyordu.

“E-Ekselansları dördüncü prens bir haftadır bu ahırda yaşıyor...” dizleri üzerine çökmüş, başını yere eğmiş konuşuyordu hizmetçi. “Ahır mı?” Kral yumuşak sesi ile sakince sordu. “E-Evet efendim. Ekselanslarına ait hiçbir şeye dokunmayacağını söyledi.” diye devam etti hizmetçi.

“Bu aptallık! Bu ülkedeki her şey krala aittir.” dedi şövalyelerden biri. “Her bir damla su, her nefes, her can. Her şey majestelerine ait. Bu ne cüret!” diye bağırdı bir başka şövalye. Kral elini kaldırdı ve şövalyeye susmasını işaret etti ardından da yavaşça konuşmaya devam etti: “Onu kendi haline bırakın. Uğraşmaya değmez. Damarlarında benim kanım akıyor olabilir ama inatçı bir çocuktan farkı yok.” Prens kaşlarını çatmış, sinirden ellerini sıkmış kralın susmasını bekliyordu.

“Sonuçta sokakta büyüdü. Onun görgüsüz davranışlarına şaşmamak gerek. Bir onun oturduğu yere ve bir de benimkine yere bakın.” Küçümseyici bir kahkaha atarak devam etti kral. “Hangisi dördüncü prens için uygun? Kendine uygun bir yer bulmuş. Ne yaparsanız yapın sizi dinlemeyecek. Tıpkı inadı çöküşüne sebep olan annesi gibi. Annesine çek‒ ”

Kralın sözü kendisine doğru koşan dördüncü prensin sözü ile bölünmüştü. Prens olağandışı bir hızla yere inmiş ve krala doğru koşarken şövalyelerden birkaçı onu zar zor durdurmuştu. Prens sinirle kralın yüzüne doğru bağırdı. “İnadı çöküşüne mi sebep oldu? Senin asil gözlerin olayı böyle mi görüyor? Sen – ”

“Dilinin altında hançer var.” Prens sözünü kesen sesin geldiği tarafa dönerek gözlerini kraldan ayırdı. Kendisiyle aynı boyda, (hatta biraz daha uzun) gözlüklü, siyah saçlı çocuk seri adımlarla yanından ayrılarak kralın yanına doğru ilerlemişti. Prens gözlerini açabildiği kadar açmış şaşkınlıkla çocuğa bakıyordu.

‘Hatırlamak zorundasın.

Hiçbir şeyin yakınına gitme.

Hiçbir şeye dokunma.

Bir şey görsen bile görmemiş gibi davran.

Bir şey duysan bile duymamış gibi davran.’


“Bağışlayın majesteleri.” dedi gözlüklü çocuk. “Yolda bir kitap unuttuğumu fark ettim ve geri dönmek zorunda kaldım. Bir sorun mu var?” Kral gülümsedi ve elini çocuğun omzuna dolayarak kendine çekti.

“Hayır, hayır. Her şey yolunda. Endişelenecek bir şey yok.” diyerek çocuğu ahırın çıkışına yönlendirdi kral. Çocuk son kez başını çevirmiş, onlarca farklı duygu bulunduran bakışlarını prensin üstünde gezdirmiş, en sonunda da gözlerinde durmuştu. Birkaç saniyelik bakışmanın ardından da başını çevirmiş ve yürümeye devam etmişti.

‘Ve en önemlisi, bir şey istiyorsan istemiyormuş gibi davran.’