Actions

Work Header

now we sparkling (brighter than the fireflies)

Chapter Text

Ağustos 2015

Huang Renjun Jung Jaehyun’la ilk karşılaştığı anı çok iyi hatırlıyordu. Kore’ye geldiği ilk gündü. Havaalanın alınmış ve doğruca şirkete götürülmüştü. Çevirmen eşliğinde yaptığı görüşmeler sonunda arabayla yurda gönderilmişti. Renjun çevirmenin de kendisiyle beraber gelip yardımcı olacağını sanırken o pişkince gülümsemiş ve “Kendi başının çaresine bak.” diyerek Renjun’i yalnız bırakmıştı.

Renjun ağlamamak için kendini zor tutarken sessizce yolu izliyordu. Araba durduğunda şoför “Öndeki bina, 4. Kat 11. daire.” diye açıkladı. Renjun şaşkın adama bakarken adam hâlâ araba oturan Renjun’e bakarak iç çekti ve öndeki binayı gösterdi. “4. Kat. 4!” İngilizce söyleyerek parmağıyla dört yaptı. Ardından da “11!” diye bağırdı İngilizce olarak.

Renjun aptal biri değildi. Sadece adamın arabadan çıkıp valizleri taşımasında yardımcı olacağını düşünmüştü. Başını sallayarak sırt çantasını eline aldı ve kapıyı açtı. Hızla arabanın arkasına giderek bagajı açtı ve valizlerini indirdi. Adam neredeyse Renjun’in bir buçuk katıydı. Yardım etse ölmezdi. Sakinleşmek için derin nefesler alırken adam “Acele et, bütün gün seni bekleyemem.” diye bağırdı. Renjun’in az da olsa Korece bildiğini bilmiyor olmalıydı ki böyle konuşuyordu ve bu durum Renjun’i daha da sinir etmişti çünkü yabancı olan herkese tutumu böyle gibiydi. Renjun valizlerini indirdikten ve bagajı kapattıktan sonra araba gitmemişti. Kendisinin içeri girmesini bekliyor olmalıydı.

Derin bir nefes aldıktan sonra yüzüne bir gülümseme yerleştirerek adama kendisini bıraktığı için teşekkür edecekti. Ailesi onu böyle yetiştirmişti çünkü. Valizleri beraberinde sürükleyerek şoför koltuğunda adama yaklaşıyordu ki adamın dedikleri kulağına ulaştı.

“Neden kendi ülkelerinde kalmıyorlar anlamıyorum.”

Renjun ani bir kararla diğer yöne dönerek apartmana ilerlerken adamın arkasından dediklerini hâlâ duyabiliyordu.

“Şu gurura bakar mısın? Değerli zamanımı onun gibi bir çöpe harcamama rağmen bana bir teşekkür bile etmedi.”

Renjun ağlamamak için dudaklarını ısırarak binaya ilerlediği. Kapının şifreli olduğu görünce sinirden birkaç küfür savurdu. Uçaktan indiğinden beri bütün aksilikler onu buluyordu. Kenara çekilerek derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışıyordu ki kapı içeriden açıldı. İçeriden çıkan kadın Renjun’i görünce şaşırdı. Kadın kaşlarını çatarak Renjun’e baktığında Renjun yeni bir aşağılama için kendini hazırlıyordu ki kadın “İyi misin?” diye sordu. Sesi endişeliymiş gibi geliyordu ve nedense kadın Renjun’e annesini anımsatmıştı. O ana kadar tuttuğu gözyaşları gözlerinden akarken Renjun başını ‘evet’ anlamında salladı. İyi olacaktı. Bugünü tamamen unutabilirse.

“Oh, emin misin?” diye sordu kadın tekrar. Renjun gülümsedi ve “E-Evet, teşekkür ederim.” Dedi. Kadın dediklerine inanmasa da kenara çekilerek Renjun’in içeri girmesi için yol açtı. Renjun tekrar kadına bakarak eğildi ve teşekkür etti. Sırt çantası ve iki valiziyle asansöre bindi ve 4. Kata basarak beklemeye başladı. Asansörün duvarındaki aynada kendini süzdü.

 

O kadar eşya arasında kaybolmuş, küçücük duruyordu. Daha 15 yaşındaydı. Normalde okulda olması gerekirken başka bir ülkedeydi. O an Renjun neden burada olduğunu sorguladı. Şarkı söylemeyi ve dans etmeyi seviyordu ama hiçbir zaman idol olmak gibi bir hayali olmamıştı. Asansörün sesi onu düşüncelerinden ayırırken düğmeye basarak tekrar kapıları kapanmak üzere olan asansörü durdurdu. Derin bir nefes alarak asansörden indi. Sağı ve soluna bakarak 11 numaralı daireyi aradı. Ellerini pantolonuna silerek zile bastı ve beklemeye koyuldu. Ancak kapı açılmadı. Birkaç geri adım atarak daire numarasını kontrol etti. 11 numaraydı. Acaba yanlış binaya mı girmişti? Yoksa evde değil miydiler? Korku içerisinde bir kez daha zile bastı. Saniyeler sonunda kapı açıldığında yüzünde büyük bir gülümseme vardı.

“Merhaba. Kimsiniz..?” diye sordu kapıyı açan kişi. “Huang Renjun. Yeni stajyer.” dedi Renjun. Diğeri gözlerini kısarak Renjun’e baktı. “Yeni stajyer mi? Sanırım yanlış yere geldin.” dedi kapıdaki. Renjun gözlerinin yandığını hissetti. Gözlerini kapamak ve açtığında kendi yatağında olmak ve annesine sıkıca sarılmak istiyordu.

“Stajyer mi?” dedi içeriden başka bir ses. Ardından biri daha kapının önüne çıktı. Diğerine göre daha uzun ola bu kişi yüzünde gülümsemeyle karşıladı Renjun’i. “Sen Hwang Lonjini, olmalı değil mi?” diye sordu.

Hwang Lonjini? Ondan bahsediyorlardı galiba.

Renjun başını ‘evet’ anlamında sallayarak “Huang Renjun.” diye düzeltti. “Cheol hyung nerede? Seninle beraber gelecekti.” diye sordu. Renjun dudaklarını ısırarak “Bilmiyorum.” diye mırıldandı.

“Oh, pekâlâ. İçeri geç, sonra konuşuruz bunları.” diyerek kenara çekildi. Bu sırada kapıyı açam kişi Renjun’in valizlerini aldı ve içeri soktu. Renjun de ayakkabılarını çıkararak onu takip etti.

“Ben Taeyong.” diyerek kendini tanıttı Renjun’in kurtarıcısı. “Kusura bakma, seni birkaç gün daha beklemiyorduk.” diye açıkladı Taeyong. Renjun başını sallayarak onayladı. Bu sırada kapıyı açan yanlarına gelmişti. Elini Renjun’e uzatarak “Ben Ten. Az önceki olay için özür dilerim, yeni birinin geleceğinden haberim yoktu.” dedi Ten. Renjun gülümseyerek Ten’in elini sıktı ve “Ben de Renjun.” dedi.

“Sana odanı gösterelim de dinlen Lonji. Daha sonra diğerleri ile tanışırsın.” diyerek Renjun’i yönlendirdi Taeyong. Her ne kadar kurtarıcısı olsa da adını sürekli yanlış telaffuz etmesi, zaten bozuk olan sinirlerini iyice bozmuştu. Yine de bir şey demeden sessizce Taeyong’u takip etti. Odaya girdiklerinde içeride çoktan başkası vardı.

“Jaehyun-ah! Bak kim geldi?” dedi Taeyong neşeyle. Her zaman bu kadar mutlu muydu merak etti Renjun.

“Sikeyim.” diye küfür savurdu Jaehyun. Renjun kendi üstüne alınarak birkaç adım geriledi. Ellerini yumruk hâline getirmiş sıkıyordu. Harika! Önce Byeongcheol onu ekmişti, sonra çevirmen tarafından yalnız bırakılmıştı ve de şoför tarafından ırkçılığa uğramıştı. Ve şimdi oda arkadaşından gelir gelmez hakaret yiyordu. Ve daha yüzüne bile bakmamıştı. Renjun bütün sinirini Jaehyun’un üzerinden çıkarmamak için büyük bir çaba gösteriyordu.

“Jaehyun!” diye uyardı Taeyong. İşte o zaman başını telefonundan kaldırdı Jaehyun. Oh… Jaehyun yakışıklıydı. Yine de bu pislik olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. “Ben gidiyorum.” diye mırıldandı Jaehyun ve cevap beklemeden hızlıca odadan çıktı. “Kız arkadaşı sorunları. Haha, kız arkadaş.” diye olayı kurtarmaya çalıştı Taeyong. Renjun ise daha fazla uğraşmamak için bozuntuya vermemiş gibi davrandı. Onun yerine Taeyong’a gülümsedi ve “Duş alabilir miyim?” diye sordu.

“Tabii ki. Banyo hemen karşıda. Bir şeye ihtiyacın varsa bana haber ver.” diyerek Renjun’i odada yalnız bıraktı Taeyong. Valizini açarak ihtiyacı olan her şeyi alarak banyoya geçti Renjun. Suyu ayarlayarak kendini sıcak suyun kollarına bıraktı. Belki rahatladığından belki de artık yalnız kaldığından gözyaşları tekrar akmaya başladı Renjun’in. Ancak bu sefer kendini sessiz olması için tutamıyordu çünkü çok yorulmuştu. Su sesinin ağlama sesini bastıracağını umarak rahatlayana kadar ağladı.

Banyodan çıktıktan sonra sessizce giyinerek diğerlerinin olduğu odaya doğru ilerledi. İçeri geçtiğinde kendisine doğru dönen gözlerden ağladığını duydukları anlaşılıyordu. Bu durum kendisini kötü hissettirse de yanlarına giderek koltuğa oturdu. Ten kollarını Renjun’in omuzlarına sardığında şaşırsa da kendini iyi hissetmişti Renjun. Odada kendisi dışında 5 kişi vardı.

“Hoş geldin Linjun. Ben Johnny. Şikagoluyum. Ve 20 yaşındayım.” diye kendini tanıttı uzun olan yüzünde büyük bir gülümsemeyle.

“Ben Mark. 16 yaşında ve Kanadalıyım.” Renjun Ten’in kolları arasında rahatladı. Yaşıtı olan bir yabancı vardı.

“Oh, bu arada ben de Taylandlıyım.” diye araya girdi Ten. Kolları hâlâ Renjun’e sarılıydı.

“Yurtta kalan herkes senin gibi yabancı Lonjin. Hepsi ailesini geride bırakıp geldi ve senin ne hissettiğini çok iyi anlıyor.” diye açıkladı Taeyong. Bunun üzerine Renjun biraz daha duygulandı. Ne hissettiğini anlayan insanlar vardı ve kendisine yardımcı olmaya çalışıyorlardı.

“Tanıştığımıza memnun oldum. Ben Huang Renjun. Çin, Jilinliyim. 15 yaşındayım.” diye kendini tanıttı Renjun.

“Koreye ilk gelişin değil mi? Korecen çok kötü sayılmaz.” dedi Johnny.

“Oh, Jilin’in Kuzey Kore’ye sınırı var. Bu yüzden bir sürü Koreli var. Onlarla beraber büyüdüm sayılır.” diye açıklayarak herkesin merakını giderdi Renjun.

 “Daha iyi. Bizim kadar zorluk yaşamazsın o zaman!” dedi Ten. “Kore’ye geldiğim ilk zamanları hatırlıyorum da Johnny, Mark ve Jaehyun olmasaydı kafayı yerdim herhalde.”

“Jaehyun… hyung da mı burada kalıyor?” diye sordu Renjun endişyle.

“Hayır. Jaehyun ailesiyle kalıyor.” dedi Johnny. Renjun gülümsedi, sevinmişti.

 


 

Ertesi günlerde diğer stajyerlerle de tanışmıştı Renjun. İlk görüşünde Yuta’dan biraz korksa da zamanla ona da alışmıştı, aynı evde yaşıyorlardı sonuçta. Taeil vokallerinde yardımcı olurken Taeyong ve Hansol danstaki hatalarını düzeltmesinde yardımcı oluyord. Donghyuck, Jeno ve Jaemin kendisine çok iyi davranıyorlardı. Ve bir de Jisung vardı! O kadar tatlıydı ki Renjun sürekli onun  yanaklarını sıkarken buluyordu kendisini. Renjun’in hiç sahip olmadığı kardeşi gibiydi.

Maalesef ki Jaehyun da vardı. Onu ikinciye olaydan bir hafta sonra görmüştü. Şirkette koridorda karşılaşmışlardı. Renjun eğilerek selam verdiğinde Jaehyun onu görmezden gelmişti. Renjun sinirle pratik odasına döndüğünde Jaemin endişeyle ne olduğunu sormuştu. Renjun bir şey olmadığını söylese de bakışlarıyla odanın diğer ucundaki Jaehyun’u öldürüyordu.

 


 

Eylül 2015

Günler ardı ardına birbirini kovalarken Renjun Kore’ye alışmış sayılırdı. Mark, Hyuck, Jeno, Jaemin ve Jisung daha çok The Mickey Mouse Club için çalışırken Renjun geç saatlere kadar tek başına dans çalışması yapıyordu. Bazen onlara akşam yemeklerinde takılıyordu. Yine yabancı oldukları için birbirlerini anladıklarından dolayı Hina ile kısa sürede kaynaşmışlardı. Yurt arkadaşlarıyla da kaynaşmıştı. Şimdi ise karşılaştığı en büyük sorun Jaehyun’du. Bazen Jaehyun’u kendisine bakarken yakalıyordu ama yalnızken yüzüne bile bakmıyordu.

 

“Jaehyun hyungla kavga mı ettiniz?” diye sormuştu bir gün Hyuck.

“Hayır. Nereden çıktı bu?” diye sordu Renjun.

“Birbirinizi öldürecekmiş gibi bakıyorsunuz.” diye cevapladı Jeno.

“Ne? Hayır! Biz hiç konuşmadık bile.” diyerek kendini savundu Renjun. “Saçmalamayın.”

 

Chuseok zamanı geldiğinde ne kadar yalnız olduğu gerçeği Renjun’in yüzüne sert bir şekilde çarpılmıştı. Mark vr Johnny her zamanki gibi Doyoung’un evine gitmişlerdi. Yuta ve Ten ise Renjun nasıl olduğunu anlamadan izin almayı başarmış ve memleketlerine gitmişlerdi. Yurtta geriye sadece Renjun kalmıştı. Taeyong’a tatili onunla geçirip geçiremeyeceğini sormayı düşünmüştü ama ablasıyla beraber geçireceğini duyunca vazgeçmişti. Doyoung’un evi çok kalabalıktı. Hyuck’un kendi kardeşleri yetiyor olmalıydı. Geriye Jaemin ve Jeno kalıyordu ama Jaemin Busan’a gideceğini, Jeno ise büyükannesine gideceklerini söylemişti.

Kimse Renjun’e ne yapacağını sormamıştı. Daha geleli 1 ay olmuştu, bu yüzden yakın olmamaları normaldi. Ama Renjun yine de üzülmeden edememişti. Bunun yerine market alışverişi yapmıştı ve diğerleri gelmeden kılını bile kıpırdatmayı planlamıyordu.

Ayın on dokuzunda herkes yurttan ayrıldığında Renjun oturma odasındaki koltuğa yayıldı ve Çin’den özellikle getirdiği Moomin CD’lerini çıkardı. Uzanarak cips paketini çıkardı. Bir sonraki hafta tartıldıklarında buna pişman olacaktı ama şu an yalnız hissettirmeyecek tek şey sürekli bir şeyler yemesi olacaktı. Ve ilk günü böyle geçmişti.

İkinci, yani asıl tatil günü de aynı şekilde geçiyordu. Öğlen sonra uyanmış ve kendisine hot pot yapmıştı. Moomin izlemeye devam ederek hot potunu yemişti. Doyduktan sonra ise yerini değiştirerek kanepeye uzanmış ve bu sefer müzikal bir film açmıştı. Film bittikten sonra ailesiyle görüşme yapmıştı. Annesi onu ne kadar özlediğini söylerken Renjun’in gözleri dolmuştu. Ve sonunda babası da (Renjun’in babası genelde sert dururdu ve duygularını pek dışa vurmazdı) onu çok özlediğini söyleyince Renjun ağlamaya başlamıştı. Daha bir ay olmamıştı ama evini ve ailesini çok özlemişti.

“Sana iyi davranıyorlar mı?” diye sordu annesi.

Sunbaeileri iyi davranıyordu. Yixing onu iki kez yemeğe çıkarmıştı, Heechul onu her gördüğünde Çince selam veriyordu ve yurttakiler de iyiydi. Özellikle Taeyong ve Ten çok iyi davranıyordu. Diğer stajyerlerle de iyiydi arası. Hatta bir keresinde Yeri ile kahve içmişti.

Ama vokal hocaları ona karşı çok sertti. Dans hocaları sürekli azarlıyordu ve kilosundan şikâyetçiydi. Korece hocası ise her yanlış telaffuzunda eline cetvelle vuruyordu. Diğer çalışanlar da onu sevmiyordu. Çoğu ırkçıydı ve bakışlarında bile nefret vardı. Ve bunlar Renjun’i o kadar yoruyordu ki neredeyse her gece ağlıyordu.

Ama bunları annesine söyleyemezdi. Onun yerine gülümsedi ve “Çok iyi davranıyorlar.” dedi. “EXO’dan Yixing ge beni iki kez yemeğe çıkardı ve diğer üyelerle tanıştırdı. Çok havalıydılar! Baekhyun ge sesimi beğendiğini söyledi, inanabiliyor musun?”

“Tabii ki de inanıyorum. Benim Renjun’in adına yaraşır bir şekilde seçkin ve akıllı. Aklına koyarsa yapamayacağı hiçbir şey yok.” dedi annesi gururla. Renjun’in yanakları bir kez daha ıslanırken annesi gülümsedi. “A-Jun, annenin sana güveni tam. Her şeyi yapabilirsin. Ama olur da artık istemezsen ya da zor gelirse sorun değil. İstediğin zaman geri dönebilirsin. Annen her zaman senin için en iyisini istiyor.”

Telefon görüşmesinin ardından bir süre daha ağladı Renjun. En sonunda kendini toparladığında gece yarısı olmuştu. Bi’ cesaret kendini dışarı attı. Evin yakınındaki parka giderek doğanın tadını çıkardı. Ve belki biraz da orada ağladı. Ama görecek kimse yoktu, bu yüzden sorun yoktu. Havanın iyice soğumasıyla eve dönme kararı aldı. Yavaş adımlarla apartmana ulaştığında girişte geldiği ilk gün kapıda karşılaştığı kadınla yine kapıda karşılaştı.

“İyi akşamlar.” diyerek selam verdi Renjun.

“İyi akşamlar.” dedi kadın kapıyı açarken. “Hava güzeldi.” diye devam etti kadın.

“Evet, öyleydi. Hatta yıldızlar bile görünüyordu.” diyerek onayladı Renjun.

“Şimdi iyi misin?” diye sordu kadın asansöre bindiklerinde. Renjun ailesini ve parkta geçirdiği vakitleri düşünerek gülümsedi. “Evet, iyiyim. Teşekkürler.” dedi.

Kadın gülümsedi ve asansör durdu. “İyi geceler.” dedi kadın.

“İyi geceler.” dedi Renjun. Ve böylece ikinci gün de bitmişti.

 

Ertesi gün de öğlen vaktinde uyanmıştı Renjun. Önceki günden kalan hot potu ısıtarak tatilin son gününün keyfini çıkartıyordu ta ki dış kapının sesi gelene kadar. Sanki yanlış bir şey yapmış da suçüstü yakalanmış gibi hissetti. Ağzındakileri hızlı bir şekilde çiğneyerek ayağa fırladı ve hızlıca etraftaki boş abur cubur paketlerini çöp poşetine doldurdu. Nefes nefese sandalyeye oturduğunda mutfağa giren kişi Jaehyun olmuştu. Renjun’in yüzü hızlıca düşerken bütün heyecanı kaybolmuştu. Hezimete uğramış bir şekilde bir şey demeden potunu yemeğe devam etti.

Jaehyun’un gözleri yavaşça ona döndüğünde öksürerek boğazını temizledi. “Iıım, selam.” dedi Jaehyun. Renjun Jaehyun’a bakma zahmetinde bile bulunmadan başını salladı. Sessizce hot potunu yerken Jaehyun suyunu içtikten sonra mutfaktan çıktı. Jaehyun’un gelişine anlam verememişti. Yine de hot potunu bitirmeden onu düşünme zahmetine girmedi. Yemeğini bitirdiğinde bulaşıkları yıkadı ve mutfağı temizleyerek odasına yöneldi. Kıyafetlerini alarak banyoya yöneldi. Jaehyun’u görmezde gelmeden görmezden gelmenin en kolay yolu yıkanmaktı. Normalde 15 dakikada duş alırdı ama bu sefer 1 saati geçtiğine emindi. Hatta su altında o kadar çok kalmıştı ki Jaehyun’a olan siniri uçup gitmişti.

Giyindikten sonra oturma odasına geçtiğinde Jaehyun’u koltuğa otururken bulmuştu. Sessizce diğer koltuğa geçerek kumandayı eline aldı ve Moomin’i kaldığı yerden izlemeye devam etti. Odada televizyondan başka hiçbir şeyden ses çıkmıyordu.

“Ne izliyorsun?” diye sordu Jaehyun. Ve Renjun Jaehyun’un kendisiyle konuşmasına karşı hazırlıksız yakalanmıştı ki kekeleyerek “Mu – Moomin.” diye cevap verdi. Yanlış telaffuzu yüzünden utançtan yanakları kızarıyordu.

“Güzel.”

Ve bir kez daha sessizlik hâkim oldu odaya.

“Sen neden geldin?” diye sordu Renjun. Hemen ardından sorduğuna pişman oldu. Çok meraklı gibi durmuştu.

“Ailemle tartıştım. Öyle olduğunda genelde burada kalıyorum.” diye açıkladı Jaehyun. Ardından Renjun’in sorulmasını hiç istemediği o soruyu sordu: “Sen neden buradasın?”

Renjun duraksadı. Ne söylemeliydi bilmiyordu. Çin’e gitmeme izin vermediler ve kimse beni evine çağırmadı mı? Sonra da dalga konusu olurdu.

“Canım istedi.” diye cevapladı Renjun.

“Hmm.” diye onayladı Jaehyun. Neden bugün normalde olduğundan daha garipti anlamamıştı Renjun.

“Ben – ah… Tanıştığımız günkü tutumum yüzünden özür dilerim.” dedi Jaehyun. Şaşkınlıktan Renjun’in dili tutulmuşken Jaehyun konuşmaya devam etti: “Ve ondan sonra da ilkokul çocuğu gibi davranıp senden özür dilemediğim için özür dilerim. Bir türlü ne diyeceğimi bilememiştim.”

“Sorun değil.” deyiverdi birden Renjun. Kendisi de dediğine şaşırmıştı. Gerçekten sorun değil miydi?

“Sevindim. Teşekkür ederim.” dedi Jaehyun ve gülümsedi. Oh! Gamzeleri vardı. Renjun kızardığını hissetti ama yine de yüzünde aptal bir gülümseme vardı.

“Moomin izlemeye karşı değilim ama en azından anlayabileceğim bir dilde izlesek olmaz mı?” diye sordu Jaehyun bu sefer. Renjun kahkahalarla gülmeye başladı. Ardından Jaehyun da ona katıldı.

Sonunda ikisi de sakinleştiklerinde uzun uğraşlar sonucu internetten Korece dublajlı Moomin buldular. Sonunda açtıklarında ise Jaehyun sürekli karakterlerle ilgili soru sormuştu. Birkaç bölümün ardından ikisi de acıkmıştı. Evdeki malzemeler kısıtlıydı. Renjun üç gün boyunca hot pot yemeği planladığı için sadece hot pot malzemeleri vardı. “Hot pot seviyor musun?” diye sordu Renjun.

“Bir kere yemiştim. Güzeldi.” diye yanıtladı Jaehyun.

“Pekâlâ o zaman…” diye mırıldanarak malzemeleri çıkardı Renjun. Jaehyun ise sessizce onu izliyordu. Ardından telefonunu çıkartarak müzik açtı. Jaehyun neşeli bir şekilde şarkıya eşlik ederken Renjun ilk defa tam olarak Jaehyun’un sesini duyuyordu. Sesi de görünüşü gibi yumuşak ve rahatlatıcıydı. Ve müzik zevki de güzeldi. Birkaç şarkı sonrasında Renjun’in de bildiği bir şarkı çıkmıştı sonunda. Renjun büyük bir coşkuyla şarkıya eşlik ederken Jaehyun’u kendisine dik dik bakarken yakalamıştı.

“Ne oldu?” diye sordu Renjun endişeyle.

“Hiçbir şey. Sadece sesin çok güzelmiş. Seçmeleri dans ederek geçmiştin değil mi?”

“Evet.”

“Sesin çok rahatlatıcı.” diye iltifat etti Jaehyun. Ve Renjun arkasına dönerek yüzünü avuçladı. Yanakları cayır cayır yanıyordu.

Yarım saat sonra hot pot hazır olduğunda tencereyi masanın üstüne koyarak Jaehyun’a nasıl yemesi gerektiğini gösterdi. “Çok lezzetli.” diye yorumda bulundu Jaehyun. “Çok iyi yemek yapıyorsun.” Ve Renjun’in yanakları bir kez daha kızardı.

Yemekleri yapan Renjun olduğu için bulaşıkları yıkamak Jaehyun’a düşmüştü. Bu görevini layıkıyla yerine getirdiğinde tekrar oturma odasına döndüler. Renjun’in peşinden Jaehyun da aynı koltuğa oturdu. Ardından Moomin izlemeye devam ettiler. Renjun ne zaman uyuyakaldığını bilmiyordu ama uyandığında kendi yatağındaydı ve karşısındaki yatakta (Mark’ın yatağında) Jaehyun yatıyordu.

 


 

Ekim 2015

Chuseok’tan sonra yeni bir stajyer geleceği haberi verilmişti. Renjun yeni stajyerin Çinli olduğunu öğrenince mutluluktan havalara uçmuştu. Bir gün herkes şirkette pratik odasındayken tanışmışlardı Lucas’la. Çevirmen dediğine kısa bir tanıtım turu yapıyordu ve Lucas’ı onlarla tanışması için getirmişti.

“Huang Xuxi. Wong Yukhei. Lucas da diyebilirsiniz. Hong Kongluyum ve 16 yaşındayım.” diyerek kendi tanıttı Lucas. Renjun hemen atılarak kendini Çince tanıttığında çevirmenden azar işitmişti. Yine de Lucas ona gülümsemiş ve “Mandarin’im o kadar da iyi değil.” demişti. Renjun gülerek sorun olmadığını söyledi. Öyle ya da böyle anlaşabilirlerdi.

Lucas diğerleriyle tanışırken Mark şirkete nasıl katıldığını sormuştu. Lucas’ın cevabı ise ‘Hong Kong seçmelerinde’ olmuştu. İşte o zaman Renjun’in gülümsemesi bozulmuştu. Çünkü Hong Kong seçmeleri, onun gittiği seçmelerden bir hafta sonraydı. Buna rağmen Lucas Kore’ye şimdi geliyordu. Renjun kendisine nasıl seçenek sunulduğunu hatırlıyordu. Eğer şirkete katılmak istiyorsa 1 hafta içinde karar vermeliydi. Karar verdikten hemen sonra da Kore’ye gelmişti. Renjun iki aydır Kore’deyken Lucas daha yeni geliyordu. Harika!

Renjun daha fazla dayanamayarak odayı terk etti ve çatıya çıktı. Sinirden arkasından Jaehyun’un geldiğini fark etmemişti bile. “İyi misin?” diye sordu Jaehyun. Yalan söylemek yerine doğru söylemeyi seçerek “Hayır.” diye mırıldandı Renjun.

“Neden?” diye tekrar sordu Jaehyun. “Bir şey mi oldu?”

“Hong Kong seçmeleri benim seçmelerimden bir hafta sonraydı. Ben iki aydır buradayken Lucas daha yeni geliyor! Ben burada zorlanırken o hâlâ ailesiyle beraberdi. Biliyorum bu onun suçu değil ama bana en başından beri haksızlık yapıyorlar.” diye site etti Renjun.

“Haksızlık çünkü ben tatilde evime gitmeme izin vermediler! Ben o kadar yalnızdım ki – ben…” Renjun kırdığı potla susarken Jaehyun Renjun’e doğru adım attı. “Renjun… Neden söylemedin?” diye sordu Jaehyun.

“Yük olmak istemedim.” diye cevapladı Renjun. Bu cevabı üzerine Jaehyun kollarını Renjun’e sardı ve “Yük değilsin Renjun. Ben buradayım, diğerleri de burada. Yalnız değilsin.”

 


 

Kasım 2015

Kasım ayı da sakin geçmişti. Renjun Lucas’la beraber Korece derslerine katılıyordu. NCT U’nun çıkış yapacağını söylemişlerdi. Ve üyeler de belliydi. Bununla beraber son kez SMROOKIES SHOW’a hazırlanıyorlardı. Bu yüzden diğerleri çok meşguldü. Yine Renjun elinden geldiği kadar onlarla vakit geçirmeye çalıştı.

 


 

Aralık 2015

Bir başka Çinli üyenin geleceğini söylediklerinde Renjun heyecanlıydı. Lucas da Renjun gibi heyecanlıydı. Tüm hafta “Ya Kantonca konuşan biriyse? Çok güzel olmaz mı Renjun?” diyerek Renjun’in başının etini yemişti.

Ve sonunda Kun’la tanışmışlardı. Renjun Kun’un yetişkin biri olmasına çok sevinmişti. Çünkü Lucas gibi, hâlâ çocuk ruhlu birini kaldıramazdı. Diğerlerinin meşgul olmasının da etkisi olarak üçlü kısa sürede kaynaşmıştı. Renjun onlara çevirmenlik yapıyordu. Ve günleri zorlu ama güzel geçiyordu.

 

Günler böyle ilerlerken sonunda Noel vakti gelmişti. Ve bu başka bir tatil demekti. Ama bu sefer yalnız değildi. Yanında Lucas ve Kun vardı.

Noel’den bir gün önce Jaehyun’la pratik odasında karşılaştı Renjun. Jaehyun son günlerde çok meşgul olduğundan dolayı bir süredir görüşemiyorlardı.

“Nasılsın?” diye sordu Jaehyun.

“İyiyim hyung. Sen nasılsın?” diye sordu Renjun.

“İyiyim.” diye cevapladı Jaehyun. Ardından duraksadı dikkatlice Renjun’i izlerken diliyle dudağını ıslattı. “Noel’de ne yapacaksın?” diye sordu.

“Lucas ve Kun ge ile beraber olacağım. Bensiz hayatta kalamazlar.” diye yanıtladı Renjun.

“Yalnız olmamana sevindim.” diye yanıtladı Jaehyun. “Gitmeliyim.” diye mırıldanarak kapıya doğru yürüyordu ki Renjun arkasından seslendi. “Teşekkür ederim hyung. Onlar olmasa seninle gelirdim.”

Jaehyun’un yüzünde aptal bir gülümseme vardı. Neyseki sırtı Renjun’e dönüktü ve o görmüyordu. Renjun’in ise ani itirafından dolayı yanakları kızarmıştı.

 

Noel ve yılbaşını Lucas ve Kun’la geçirdi Renjun. Gruptan kimsenin noel kutlama gibi bir alışkanlığı olmadığı için normal bir tatil gibi geçmişti Noel. Jaehyun’dan yeni yıla girdiklerinde kısa bir mesaj almıştı. Renjun de selcayla karşılık vererek yeni yılını kutlamıştı.

 


 

Ocak 2016

Lucas ve Renjun, yeni yılın ilk günü coşkuyla Kun’un doğum gününü kutladı. Günün ilerleyen saatlerinde birkaç üye daha onlara katılmıştı.

 

Yeni yılla beraber yaklaşan ROOKIES SHOW’a hazırlık sıkılaşırken bir de NCT U üyelerinin başka bir yurda taşınacaklarını söylemişlerdi. Mark ve Ten’den beklenmedik bir şekilde ayrılmak Renjun’i üzmüştü.

 

Ve yeni biri daha katılmıştı. Renjun buna alışmaya başlamıştı. Her iki ayda bir yeni üye geliyordu. Yeni gelen üye Dong Sicheng, tek gülümsemesiyle bütün Çinli üyeleri tavlamıştı. Ve açıkçası kimse bundan şikâyetçi değildi.

Ve ocak ayını sonuna doğru Renjun’e o çok istediği haberi vermişlerdi. Renjun sonunda çıkış yapacaktı! Haberi duyduğunda mutluluktan ağlamaya başlamıştı. Sonunda onca çabası fark edilmişti ve onlar boşa gitmeyecekti.

 


 

Şubat 2016

ROOKIES SHOW bütün hızlıyla devam ederken Bangkok’a gitmişlerdi. Hyuck çekim yapacaklarını söylemişti, bu yüzden normalden daha meşguldüler. Birkaç kez Jaemin’le konuşabilmişti. Lucas ve Kun’la beraber kalmaya devam ediyordu. Renjun yalnız değildi ama yalnız hissediyordu.

 

5 aylık dans ağırlıklı eğitiminin ardından sesine odaklanmasının daha iyi olacağını söylemişlerdi. Neredeyse tüm gününü stüdyoda geçirdiği için diğerleriyle pek zaman geçiremiyordu yine de Renjun çıkış yapabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu.

 


 

Mart 2016

NCT 127’nin çıkış zamanı yaklaşırken Yuta da yurttan ayrılmış, diğer U üyelerinin olduğu yurda gitmişti. Artık sadece Renjun, Johnny, Kun ve Lucas’ın kaldığı bu yurtta Renjun Johnny’nin ne kadar yalnız hissettiğini anlayabiliyordu. Lucas hâlâ Korece konusunda zorluk yaşarken Kun birkaç ayda Lucas’dan daha fazla öğrenmişti Koreceyi. Renjun hâlâ onların çevirmenliği görevini üstlenirken kendisi de çalışıyordu ve hatta Johnny Renjun’in anlamadığı kelimelerin İngilizcesini söyleyerek ona yardımcı oluyordu.

Renjun Johnny yalnız ve üzgün hissetmesin diye onunla vakit geçirmeye çalışıyordu ama kimi kandırabilirdi ki? Johnny arkadaşları çıkış yapacağı için çok mutluydu ama en uzun süredir stajyer olan kendisinin çıkış yapmıyor olması onu üzüyordu. Renjun bunu anlayabiliyordu çünkü kendisinin yetersiz olduğunu, sırf konsepte uyduğu için çıkış yaptığını düşünüyordu.

 


 

Nisan 2016

Sonunda o an gelmiş ve NCT’nin ilk alt grubu olan U çıkış yapacaktı. Herkes diken üstündeydi çünkü insanların vereceği tepki az çok diğer alt grupları da etkileyecekti. Ve ilk canlı performanslarını Çin’de yapacaklardı. Diğer üyelerle beraber Renjun’in de Çin’e gitmesine izin vermişlerdi. Ödül töreni Shenzhen’de olacaktı. Renjun’in anne ve babası Shenzhen’e uçacaklardı ve iki günde olsa beraber vakit geçirebileceklerdi. Ailesiyle buluşacağı için çok mutlu olan Renjun aynı zamanda Kun ve Sicheng için de ekstra mutlu hissediyordu. Çünkü biricik Kun ge’sı ‘Without You’nun Çince versiyonunu söyleyecekti ve Sicheng ge’sı ‘The 7th Sense’ de dans edecekti!

Shenzhen’e akşama doğru varmışlardı. Renjun, anne ve babasıyla otelde buluşmuştu. Onları görür görmez gözyaşları akarken annesi de ağlıyordu. Aylardır görmediği oğluna sıkıca sarılmıştı. Renjun görüşmedikleri son yedi buçuk ayda 2 santimetre uzamıştı. Ve uzamasına rağmen kilo vermişti. Uzun süre hasret giderdikten sonra annesi ona bakan ‘hyungları’ ile tanışmak istemişti.

Annesi Kun ile tanıştığında Kun’a teşekkür etmişti. “Anne! O bana değil, ben ona bakıyorum!” diye isyan etti. Annesi gülerek diğerlerinin nerede olduğunu sorduğunda dinlenmeleri gerektiğini, yarının büyük gün olduğunu söylemişti.

 

 

Renjun sahne arkasından gösteriyi izledi. İlk canlı sahnelerini sergilerken bütün üyeler göz alıcı görünüyordu. Ödül töreni bittikten sonra otele döndüklerinde kutlama için herkes Taeyong ve Taeil’in odasında toplandı. Beraber kutlama yemeği yediler. Herkes içki içerek kutlarken Mark ve Renjun kola içmek zorunda kalmıştı.

“Hyung! Tebrik ederim! Sonunda çıkış yaptın!” dedi Renjun neşeyle. Jaehyun makyajından kurtulmuş, saçları dağınıktı ve alkolün etkisiyle yanakları kızarıktı. “Teşekkürler Renjun-ah.” dedi Jaehyun Renjun’in ismini yuvarlayarak. Alkol yüzünden kelimeleri yayarak konuşuyordu ve gözleri yarı açık yarı kapalıydı.

“Aileni gördüğün için mutlu musun?” diye sordu Jaehyun. Renjun gülümseyerek cevap verdi: “Evet. Çok mutluyum.”

Jaehyun’un gözleri yavaş yavaş kapanırken yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı ve “Sevindim.” diye mırıldandı.

 


 

Mayıs 2016

Zhong Chenle mayıs ayının ortasında şirkete katılmıştı. Tabii ki bunun öncesinde Renjun Chenle’yu tanımıyor değildi. Chenle Çin’in çocuk yıldızıydı sonuçta! Yine de daha ilk karşılaşmalarında herkesin kalbini çalan Chenle’ya göz kulak olma görevi Renjun’e verilmişti. En çok şaşırtan şey ise şirkete yeni girmiş olmasına rağmen çıkış yapacağını söylemeleri olmuştu.

Ve böylece Renjun ve Chenle bütün günü beraber geçirmeye başlamışlardı. Renjun Chenle’ya bildiği her şeyi öğretiyordu. Ancak Chenle’nun buna pek ihtiyaç yok gibi görünüyordu. Öncelikle sesi harikaydı ve kendi solo albümleri vardı. Ancak bunun dışında da Renjun’e pek ihtiyaç duymuyordu. Çünkü diğer bütün üyeler Chenle ne isterse yapıyordu.  

 

“Renjun, bu akşam müsait misiniz?” diye sordu Jaehyun. Renjun şirkete yeni girmişti ve bugün koreografi çalışmaları gerekiyordu. “Ne oldu?” diye sordu Renjun.

“Ah, şey…” diye başladı söze Jaehyun. “Chenle yeni geldi ve şey… Yemeğe çıksak güzel olur diye düşündüm.”

“Ah, Chenle. Tabii. Müsait mi diye sorarım. Müsait değilse başka bir gün ayarlayabiliriz.” dedi Renjun. Bugün çok yorulmazlarsa gidebilirlerdi. Chenle daveti duyduğu zaman çok sevinecekti çünkü Jaehyun’u çok beğeniyordu.

“Bekle Renjun. Yemeğe sen de gel.” dedi Jaehyun.

“Tabii ki de geleceğim hyung, bensiz Chenle’yla anlaşamazsınız.” dedi gülerek Renjun.

Bunun üzerine Jaehyun’un yanakları kızardı ve gözlerini kaçırdı. “Aramızda çevirmenlik yapman için gelmeni istemiyorum. Seninle ilk zamanlar aramız kötüydü o yüzden ‘hoş geldin’ yemeğine çıkamadık. Bunu bir özür yemeği olarak da düşünebilirsin.” diye hızla açıkladı Jaehyun. Renjun şaşkınlıkla Jaehyun’a bakarken Jaehyun hızla, “Mesajını bekleyeceğim. Görüşürüz.” diyerek ayrıldı.

Renjun birkaç saniye orada kendi kendine dikildikten sonra hızla pratik odasına ilerledi. Ve tam da tahmin ettiği gibi Chenle Jaehyun’un davetine çok sevinmişti. “Ne? Bizi davet etmedi mi?” diye sordu Jaemin.

“Oh, sanırım bize hoş geldin yemeği olacakmış.” diye açıkladı Renjun.

“Size iyi eğlenceler ezikler, Jaehyun hyung çok sıkıcı.” diye söylendi Hyuck. Ama herkes bu söylediğinin yalan olduğunu biliyordu çünkü Jaehyun’u herkes seviyordu.

“Ama ben gitmek istiyorum.” diye itiraz etti Jaemin. Renjun gülerek onları izlerken Chenle dediklerinde bir şey anlamayarak sırf Renjun güldü diye gülüyordu.

 

Pratik bittikten sonra Jaehyun’la şirket önüne buluştular. Jaehyun yüzünde büyük bir gülümseyle ikiliyi karşıladıktan sonra yüzüne maskesini geçirerek ikiliyi Çin lokantasına götürdü. “Vay, ge! Çok düşüncelisin.” dedi Chenle. Jaehyun bir şey anlamadan başını sallarken Renjun gülerek Chenle’nun dediklerini çevirdi.

Yemeklerin gelmesini beklerken Chenle Jaehyun bir kez daha tanışmıştı. İkisi de garipti bu yüzden çeviri yapmak Renjun’i sandığından daha çok yormuştu. Arada şaka yaparak ortamı yumuşatmaya çalışsa da pek başarılı olduğu söylenemezdi. Neyse ki yemekler geldiğinde ortam aydınlanmıştı. Renjun hot pot malzemelerini koyarken Jaehyun’a nasıl yapıldığını anlatıyordu.

Bu sırada Chenle ve Jaehyun’un ortak noktasını keşfetmişlerdi: İkisi de domuz göbeğini çok seviyordu. Renjun ise hot potu dana etiyle daha çok seviyordu. Renjun yemek pişirmeye dalmışken ikili İngilizce anlaşmaya çalışıyordu. Bu sırada Renjun Jaehyun için diğer kısımda daha az baharatlı hot pot pişiriyordu.

 

“Bu da karidesli mantı. En sevdiğim.” diye tanıttı Renjun diğer siparişleri de geldikten sonra. Chenle yemekler gelir gelmez onlara gömülmüştü. “Pekâkâ.” diyerek bir ısırık aldı mantıdan Jaehyun. Renjun Jaehyun’un tepkisini bekliyordu. Jaehyun ağzındakileri çiğnerken başıyla onaydı.

“Beğendin mi?” diye sordu merakla Renjun.

“Beğendim.” diye cevapladı Jaehyun.

Renjun gülerek Jaehyun’un tabağına biraz daha et koydu. Gün boyu çalışmanın verdiği açlıkla üçü de sessiz bir şekilde yemeklerini yemeğe devam ettiler. Yemekten sonra geç olduğu gerekçesiyle sorumlu bir abi olarak Jaehyun ikiliyi yurda bıraktı. “Yemekler çok güzeldi, teşekkürler hyung.” dedi Chenle.

“Önemli değil Chenle. Beğenmene sevindim.” diye cevapladı Jaehyun. Renjun gülümseyerek Jaehyun’un dediklerini Chenle’ya çevirdi. Chenle kızararak gülümsedi ve “İyi geceler.” diyerek içeri girdi.

“Yemek için ve bizi bıraktığın için teşekkürler hyung. Bu akşam güzel vakit geçirdim.” dedi Renjun.

“Beğenmenize sevindim. Ben de eğlendim.” dedi Jaehyun. İkili dış kapının yanında sessizce dikiliyordu. “Yurda giderken dikkatli ol.” dedi Renjun. “Varınca mesaj at.”

“İyi geceler Renjun.” dedi Jaehyun gülümseyerek. Ama gitmek için ikisi de harekete geçmedi.

“Hyung~ Bunu tekrarlamalıyız. Çevirmenlik yaptım ve yemeği de bana pişirttiniz. Bu işten tek zararlı çıkan ben oldum. O yüzden bana yemek borçlusun.” diye isyan etti Renjun.

Jaehyun kıkırdayarak güldüğünde gamzeleri çıkmıştı ve Renjun gülümsemeden edemedi. “Peki. Ne yemek istersin?” diye sordu Jaehyun.

“Mala xiang guo.” diye cevapladı Renjun.

“Pekâlâ, aklımda tutacağım.” dedi Jaehyun. “İyi geceler.”

Renjun gülümsedi. “İyi geceler hyung.”

 

Ve yarım saat sonra Jaehyun’dan beklediği mesaj geldi.

Eve geldim

İyi geceler Renjeonnie~